Orman Mühendisleri Odası tarafından Serik-Taşağıl yangını ile ilgili olarak hazırlanan rapora cevaben, Orman Genel Müdürlüğünce kamuoyuna sunulan rapor aşağıdadır.
Orman Mühendisleri Odasının 25.00/3311 Sayı ve 01/09/2008 Tarihli Raporu (http://www.ormuh.org.tr/attachments/-01_Antalya%20yan%20rap.pdf) tarafımızdan incelenmiş ve raporda kurumumuza ve meslektaşlarımıza yöneltilen eleştirilere aşağıdaki açıklamalar getirilmiştir. OMO Raporunda kullanılan aynı başlıklar ve sıralamalara uyularak cevap verilmiştir.
Orjinal Dökümanı Resimleri ile birlikte İndirmek için tıklayınız...
Orman Mühendisleri Odasının yılın en büyük orman yangınına dönüşmüş olan Antalya Orman Bölge Müdürlüğü Taşağıl-Serik Orman İşletme Müdürlükleri mıntıkasında 31 Temmuz günü çıkan ve beş gün beş gece süren yangınla ilgili bir heyet oluşturarak yangın mahallinde değerlendirmeler yapması ve oda görüşünü kamuoyuna sunması memnuniyet verici bir gelişmedir.
OMO tarafından içlerinde çok değerli bilim adamları da bulunan bir heyet marifetiyle bölgenin en büyük yangınlarından birinin teknik ve bilimsel açıdan değerlendirilmesi takdir edilecek bir husustur. Odanın bu duyarlılığına teşekkür ederiz.
Ancak raporun hazırlanışı, yapılan değerlendirmeler, sunuş şekli ile içeriği isabetsizliklerle, haksız itham ve yanlış bilgilendirmeler nedeniyle büyük bir talihsizlik ve hayal kırıklığı yaratmıştır.
OMO’nın yangının üzerinden on beş gün geçtikten sonra bir inceleme ve değerlendirme heyeti oluşturması, bir ay sonra rapor yazılarak kamuoyuna deklere edilmesi ve bunun belirli makamlara ve medya kuruluşlarına servis yapılmasının nedeni anlaşılamamıştır. Yangının üç nolu sönüş raporu okunmadan veya incelenmeden yanan sahanın alanı üzerinden yapılan spekülasyonlarla kamuoyu önünde teşkilat ve onun binlerce çalışanı küçük düşürülmeye çalışılmıştır. Bunu kurumumuza sorsalardı veya isteselerdi kendilerine son durum bildirilir ve değerlendirmelerini ona göre yaparlardı.
Raporun;
· Art niyetli,
· Bilimsel tabana oturmayan,
· Mevcut uygulamalardan bihaber,
· Peşin hükümle ele alındığı şuradan anlaşılmaktadır.
ü “Beş gün beş gece devam eden yangına, Genel Müdürlüğümüzün bu konuda uzman her kademedeki personeli (260 Teknik ve idari personel, 75 memur, 1700 söndürme işçisi, 1500 mükellef, 20 mahalli yönetici) kendilerine verilen görev çerçevesinde müdahale etmiş,
ü 15 civarında yerleşim yerinin yangından zarar görmeden kurtulması sağlanmış,
ü Bu yoğun çaba çerisinde çok sayıda görevli yangın içerisinde kalmaktan ve yanmaktan kurtarılmış, sadece bir yerleşim yerinde ciddi zayiatlar olmuş, iki yaşlı vatandaşımız yapılan uyarı ve ikazlara rağmen evlerini terk etmediklerinden yaşamlarını yitirmiş olmasına karşın,
Raporun hiçbir yerinde olumlu çalışmalar yapıldığı ifade edilmemiş, yaşamını tehlikeye atanlara geçmiş olsun dahi denmemiş olması raporun hangi düşünceyle kaleme alındığını göstermektedir.
Ayrıca bu raporu kaleme alan değerli bilim adamı ve yangın söndürme uzmanı olduğunu ifade eden meslektaşlarımız; beş gün süresince yangın mahalline ulaşarak yapılması gerekenleri beyan etme, çalışmalara katkı sağlama ihtiyacı duymamışlar veya telefonla geçmiş olsun dilekleri arasında şunları da yapsanız yararlı olur dememişler, orman yandıktan kimi insanlar zarar gördükten sonra yapılanları eleştirerek yol göstermeye çalışmışlardır. Örnek bir meslek dayanışması sergiledikleri için binlerce çalışanımız adına kendilerine teşekkür ederiz.
Çoğu tüm meslek hayatı boyunca 100 Hektar büyüklüğün de bile bir yangının söndürülme işlemini sevk ve idare etmemiş 3-5 yıldır orman yangınları konusunda gelişen yeniliklerden haberi olmayan, Amenajman, Silvikültür ve Orman Yangınları ile Mücadele Planlarında nelerin planlandığı, nelere öncelik verildiği konusunda bilgilenme ihtiyacı bile duymadan büyük bir teşkilatı ve onun çalışanları eksik ve yanlış bilgilerle kamuoyu önünde küçük düşürülmeye çalışılmıştır. Hele bunun ilgililerden önce medyaya servis yapılması suretiyle sansasyon yapılmaya çalışılmasına verilecek en iyi cevabın susmak ve takdiri meslektaşlarımıza bırakmak olmakla birlikte, bazı iyi niyetli meslektaşların yanlış bilgilenmelerini önlemek için böyle bir cevap yazımına ihtiyaç duyulmuştur.
Yangının daha önce de Kurumumuz tarafından açıklandığı üzere ormanın yakınından geçen TEDAŞ’a ait enerji nakil hattından çıktığı tespit edilmiştir. Şiddetli poyraz nedeniyle tellerin birbirine temas etmesi sonucu oluşan kıvılcım önce hattın altındaki anızları tutuşturmuş, buradan da ormana sirayet ederek şiddetli rüzgârın da etkisiyle hızla yayılmıştır.

Raporda: Bu tespit aynen yapılmakla birlikte saatte 70-80 Km. hızla esen ve yangınlar için kurutucu etkisi nedeniyle son derece yıkıcı olan bu şiddetteki poyraza karşı beşeri imkanlarla daha başka nelerin yapılabileceğinin bilimsel olarak ortaya konulması gerekirdi. Etkin müdahale yapılmamıştır diye ekipleri suçlamak ne kadar doğrudur. Bilindiği gibi bölgede aynı gün ve aynı saatte 2 adet daha yangın devam etmektedir. Ekipler bu yangınlara dağılmış vaziyette iken gelen bu üçüncü yangın ihbarı ile yangın haberinin alındığı andan itibaren ilk 16 dakika içerisinde ilk müdahalenin yapılmış olması neden görmezlikten gelinmiştir.
Aynı saatlerde;
1- Gazipaşa Yangını: Helikopter ve Gazipaşa İşletmesinin ekipleri müdahale ediyordu.
2- Döşemealtı TOKİ konutları yanında yerleşim yerlerini tehdit eden 2. yangın vardı. Buraya da uçaklarımızla beraber Antalya İşletmesi ekipleri müdahale ediyordu.
Bunları görmezlikten gelip yangına zamanında ve etkili müdahalenin yapılamadığını söylemek iyi niyetli, objektif, hatta bilimsel bir yaklaşım değildir. Mevcut arazi ve yol şartları, olumsuz hava halleri, müdahale süreleri, müdahale araçlarının teknik özellikleri ve devam eden diğer yangınların varlığı da dikkate alındığında müdahalede herhangi bir zafiyetin yaşanmadığı görülecektir.

Nitekim Akdeniz Üniversitesinin ortaya koyduğu başka bir raporda, bu gerçekler ifade edilmiş ve verilen mücadele takdirle karşılanmıştır.
Diğer yandan bilimsel bir raporda yangın ihbarı alındıktan sonra ilk müdahale ekibinin konuşlandığı yerden yangının başladığı yere normal şatlarda ne kadar zamanda varması gerektiği ve ekibin ne kadar zamanda ulaştığı ortaya konduktan sonra eleştiri yapılması gerekirdi. Maalesef OMO iyi niyetli yaklaşım dışında meslektaşların cansiperane uğraşlarını basite indirgeyerek meslek kamuoyunu rencide etmiştir.
Raporda: Yangının yayılış istikametinin yüksek meyilli arazilerden oluştuğu, bu araziler üzerinde verimli, güçlü ve blok halde kızılçam ormanlarının bulunduğu bilinmektedir. Bu tip yüksek meyilli yamaç arazilerde yangınların son derece tehditkar ve yıkıcı olduğu bilimsel bir gerçeklik iken, yanıcı yükünün sık ve güçlü olması, ekstrem hava şartlarının yanıcı materyali kurutucu etkisiyle körüklemesi sonucu kısa sürede büyük miktarlarda enerji açığa çıkaran şiddetli, kontrolü çok güç bir yangına dönüşmüştür.

Oluşan şiddetli konveksiyon akımı ile yangının taşınması hızlanmış ve 5-6 Km. ilerlere yangın taşınarak çok sayıda nokta yangınları meydana gelmiştir. Bu gerçeklik ortada iken ve böyle bir yangına hava yer ekiplerinin etkilerinin dramatik olarak azaldığı, hatta ortadan kalktığı ilgili komisyonca da net bir şekilde bilinmekte iken yöneltilen eleştirileri iyi niyetli görmek mümkün değildir. Diğer yandan yangının ENH’dan çıktığı bilinmesine rağmen sırf eleştiri olsun kabilinden tarım biçiminin değiştirilmesi veya kurumca yıllardan beri yapımına devam edilen yolların yapılması veya ne olduğu açıklanmayan özel tedbirlerin alınması önerilmektedir. Bu söylemler Genel Müdürlüğümüz tarafından yıllardır ifade edilen ve bilinen cümlelerin tekrarıdır. Aslında yeni bir görüş ortaya konmamış, sadece eleştiri yapılmak istenmiştir.
Raporda: Getirilen öneriler OGM tarafından yalnız Antalya Orman Bölge Müdürlüğünde değil yangına hassas bütün bölgelerde aynen uygulanmaktadır. Bu öneriler Kurumun yayınladığı 285 sayılı Tebliğde bir bütün olarak tek tek sayılmıştır. Yeni bir öneri olarak sunulması anlaşılamamıştır.
İşçilerin daimi kadroya geçmeleri tamamen ‘Sosyal Devlet Anlayışı’nın bir gereğidir. Kaldı ki kadroya alınan işçiler, mevsimlik olarak çalışırken de aynı işçilerdi. Sadece önceleri mevsimlik olarak 3-5 ay çalıştırılırken kadrolu çalışmaya başlamışlardır. Yani kadro verilmeseydi daha genç işçi alımı yapılabilirdi savı bilgisizlikten değilse kötü niyetten kaynaklanmaktadır. Diğer yandan 2005, 2006 ve 2007 yıllarında Antalya ve diğer bölgelere alınan yangın işçilerinden hiç bahsedilmemektedir.

Kaldı ki, orman yangınları açık arazi şartlarında başlayıp gelişen, zaman zaman da afete dönüşebilen son derece karmaşık doğa olaylarıdır. Bu tür doğal afetlerde bazen ekiplerin genç olmalarından daha önemlisi tecrübeli olmalarıdır. Zira ekiplerin genç ve tecrübesiz olmaları insan kayıplarını artırabilir. Kaldı ki halen çalışan yangın ekiplerinin düzenli olarak eğitimlerden geçirildiği, yöreyi tanıyan ve yangın konularında gerekli tecrübe ve donanıma sahip kişilerden oluştuğu raporu hazırlayan bütün komisyon üyelerince de çok iyi bilinmektedir.
Ayrıca 285 sayılı tebliğe göre yangına birinci derecede hassas bölgelerde ilk müdahale süresi 20 dakikadır. Bu yangına, ekiplerin diğer yangınlara bölünmüş olmasına ve çok şiddetli poyraza rağmen ilk 16 dakika içerisinde yangına müdahale edilmesi içinde bulunulan şartlar bakımından önemsenmesi gereken bir başarıdır. Burada meslek odası olarak ekibin başarısına vurgu yapılması gerekirken, ‘her ne kadar 16. cı dakikada ilk müdahale yapılmışsa da işçi sayısının niteliğinin yeterli olmadığı’ yönünde eleştiri getirilmiştir ki zorlama bir eleştiri olduğu kolayca anlaşılmaktadır.
Diğer yandan OMO ile kurum arasında işçi eğitimleri konusunda işbirliği protokollerinin yapılması makul bir öneri sayılabilir. Ancak her biri OMO’sınında üyesi olan Genel Müdürlüğümüz kadrolarında yetişmiş orman yangınlarında her kademede bilgi birikimi olan uzman teknik personel marifetiyle işçilere gerekli eğitim verilmektedir. Bu eğitimleri veren teknik elamanların çoğu Raporda imzası bulunan Akademik hocalardan yeterli bilgiyi almış uzman personeldir. Odanın eğitim veren bu teknik kadrodan daha iyi kişileri mi var? Varsa bunu gerçekten bilmek ve onlardan faydalanmak isteriz.
Akademik çevrelerden ise özellikle hizmet içi eğitimlerde ve teknik konularda düzenli olarak faydalanılmaktadır. Hatta ilgili raporu düzenleyen birkaç komisyon üyesi akademisyen meslektaşımız halen bizimle işbirliği halinde araştırma amaçlı projeler yürütmektedirler. Hal böyle iken yaşanan bir doğal afetin ardından bu tip işbirliği protokollerinin önerilmesinin nedeni anlaşılamamıştır. Uygulamada arozöz ve ilk müdahale ekipleri birlikte hareket etmekte ve her ilk müdahale ekibinin yanında mutlaka bir arozöz ekibi yer almaktadır. Bu uygulama yıllardan beridir böyle yapılmaktadır. Rapor hazırlanırken kurumun uygulamalarının nasıl olduğu dikkate alınmamış, kuruma ve uygulamaya katkı ve değer katmanın ötesinde bazı kitabi bilgiler ve akademik terminoloji kullanılarak yangınla mücadele ekiplerinin moral motivasyonunu olumsuz etkileme kurnazlığı tercih edilmiştir. Zira raporun yangın sezonu tüm hızıyla devam ederken kurum görüşlerine hiç yer vermeden kamuoyuna açıklanması ve yöntemi ile zamanlaması manidar bulunmuştur.
Raporda: bahsedilen 285 sayılı tebliğ, orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesinde uygulanacak esasları bir bütün olarak ele almaktadır.
Raporda sadece yangın amirliği ile ilgili kısım özelikle seçilerek eleştirilmektedir. Halbuki bu yangın birden çok orman işletme müdürlüğü sınırları içerisinde seyretmesi ve büyüme istidadı göstermesi başta Bölge Müdürü olmak üzere Orman Genel Müdür Yardımcısı ve Koruma Daire Başkanının yanında Genel Müdürün de olay mahallinde bulunması yangınları ciddiye almanın bir ifadesidir.
Yangın amirliği konusu ise ilgili tebliğ iyi tetkik edilmiş olsaydı görülecektir ki yangına intikal eden en üst yetkili yangın amiridir. Bu durum, daha çok ekibi daha kolay ve tek elden sevk ve idare etmek amacına yöneliktir. Diğer yandan maksat bağcıyı dövmek olunca bu tip büyük yangınlarda dünyanın neresinde olursanız olun eleştiri yapılacak mutlaka çok şey bulunacaktır. Zira yangının büyüklüğü ve yakıcılığının neden olduğu psikolojik durum ve panik havası bu eleştirileri yapmaya son derece müsaittir. Ayrıca eğer üst düzey yetkililer yangın mahalline hızla intikal etmemiş olsalardı, eleştirinin boyutunun nasıl olacağını anlamak zor değildir. Nitekim Sn. Bakanın yangın mahalline 2 gün sonra gelmiş olması başka bir eleştiri konusu yapılmıştır.
Büyük orman yangınlarının sevk ve idaresi çok farklı, yangın amirliği uygulamasını doğurmaktadır. Zira günlerce sürebilen, birden fazla İşletme sahasını kapsayan, stratejik planlama, operasyonel planlama, haberleşmenin planlanması, hava atışlarının planlanması, lojistik destek, çalışanların yeme içme (erzak dağıtımının planlanması) işlerinin zamanında yapılması, yorulan ekiplerin değiştirilmesi, ilk yardım işlerinin düzenlenmesi, arama ve kurtarma çalışmalarının zamanında yerine getirilmesi, toplanma yerinin tespiti, görev çıkış üssünün hazırlanması, tehlike anında kaçış yollarının belirlenmesi, arventodan araçların takip edilmesi, pek çok ve karmaşık işlerin bir tek kişiye yüklenmesi mümkün değildir. Modern yangın söndürme çalışmaları yangın harekât merkezlerinden ve bir karargah çalışması yapılarak yürütüldüğünden haberi olmayanların Yangın Amirliğinden söz etmeleri anlaşılamamıştır. Elbette her yönetimde son sözü söyleyecek nihaiyi kararı verecek bir son söz sahibi olmalı denebilir, ancak anayasa mahkemelerinde bile başkanın azınlıkta kaldığı bilinmektedir. Bu yangında da tartışmalı karar olmamakla beraber alınan yangınla ilgili kararlar uzmanlarımızın değerlendirmesiyle ve çoğunlukla alınmış ve uygulanmıştır.
Kaldı ki bu yangında beş gün süresince Yangın Amirliği konusunda ve yönetiminde hangi çelişki veya olumsuzluk yaşanmıştır bu konuda bir tespit varsa bunu da gerçekten bilmek isteriz.
Diğer yandan Komisyonda görev alan üniversite hocaları önerilen konularda; yangın davranışı, simülasyon modelleri, muhtemel yangın senaryolarına uygun mücadele modelleri vs. gibi konularda fiilen çalışıyor ve araştırıyor olmalarına ve bu çalışmaların biliniyor olmasına rağmen bunun da ayrı bir eleştiri konusu yapılması anlaşılamamıştır.
Raporu hazırlayanlarca da çok iyi bilinmektedir ki büyüyen ve afete dönüşen yangınlarda öncelik yangının söndürülmesidir. Bu yangında da yöneticiler ve tüm teknik elemanlar bütün önceliklerini yangının söndürülmesine odaklamışlardır. Ancak yangın mahalline intikal eden medya mensupları haber alma haklarının gereği olarak gördüğü ve bulduğu her yetkiliye ne kadar alanın yandığı yönünde ısrarlı sorular sormuşlardır. Takdir edilmelidir ki devam eden yangınlarda söylenen rakamlar yangının o andaki durumuyla ilgili tahminen söylenmiş olan rakamlardır. Doğal olarak yangın devam ettikçe genişlemekte ve genişledikçe de alan miktarı artmaktadır. Nitekim kamuoyuna açıklanan bütün açıklamalarda tahmini rakamlar verilmiş kesin rakamın yangın söndürüldükten sonra yapılacak ölçümler sonucu ortaya çıkacağı net bir şekilde ifade edilmiştir.
Yangın kontrol altına alındıktan sonra Orman Genel Müdürü tarafından yangının 4-5 bin hektar verimli üretim ormanı ile birlikte 10 bin hektarın üzerinde bir alanda tahribat yaptığını tahmin ettiklerini kesin sonuçlarının ölçmeler sonucunda açıklanacağı kamuoyuna duyurulmuş olmasına rağmen bunu da görmezlikten gelip kamuoyunun yanıltıldığını söylemek iyi niyetle ifade edilemez.
OGM tarafından yersel yapılan ölçümlerde yanan alanının tamamının etrafı çevrilerek ölçülmüş ve bu ölçümde yangının etki alanına aldığı alan tespit edilmiştir.
National Geographic isimli derginin Eylül 2008 sayısının 40. Sayfasında İTÜ-UHUZAM’ın uydu fotoğraflarıyla yaptığı değerlendirmede yanan alanı 7834,2 ha olarak tespit ettiği belirtilmektedir.
Kesin yapılan ölçümler ortaya çıkmış olup OMO’nın tamamen bilimden uzak bir şekilde hazırladığı raporun art niyet ve karalayıcı bir belge olmaktan öteye geçmeyen raporu meslek kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

Nitekim medya bu yönde katkı sağlayıcı ve moral verici olurken OMO’nın kendi mensuplarına karşı rencide edici özel bir tavır içerisine girmesi anlaşılamamıştır. Zira çok iyi bilindiği gibi bu yangın büyük bir doğal afettir ve halen güney bölgelerimizde yangın riski devam etmektedir. Afet zamanlarında birlik ve moral motivasyon verilmesi gerekirken geçmişten gelen bazı kişisel ve içsel hesaplara OMO alet edilmiş ve eski alışkanlıklar tekrar hortlatılmak istenmiştir. Bu kötü niyete maalesef belki de hiç haberi olmadan bazı akademisyenlerin kurnazca dahil edildiği değerlendirilmektedir. Daha da üzücü olan ‘ölüm evinde miras kavgası’ yapılmak istenmesidir. Bu denli tahripkâr ve yıkıcı bir afet sırasında yapılması gereken meslektaşının yanında yer alması gereken meslek odası, tam aksi bir tavırla meslektaşını kamuoyu önünde yıpratma çabası içerisine girmiştir. Rapora beş gün boyunca yapılan yangınla mücadele çalışmalarında hiçbir olumlu yönün yansıtılmamış olması kötü niyet değilse nedir?
Diğer yandan Oda Başkanı, beş gün süren yangın süresinde yangın mahalline intikal ederek geçmiş olsun ziyaretleri yapmak ve meslektaşın yanında olmak yerine medyadan aldığı bilgileri yine medya ile paylaşmayı tercih etmiştir. Yangın mahalline gelmeyen oda başkanının yangınla ilgili televizyon ve medyaya sık sık açıklama yapma merakı da dikkatlerden kaçmamıştır. Öte yandan aradan 20 gün geçtikten sonra hangi amaca hizmet edeceği belli olmayan sözde bir rapor hazırlatılmış ve rapora akademik görüntü vermek amacıyla bazı hocalarımız da rapora dahil edilmiştir. Sonradan anlaşılmaktadır ki ilgili hocalarımız da oynanan oyunu fark etmişlerdir.
Diğer üzücü taraf ise oda imkanları kullanılarak sözde meslektaşlar adına faaliyet yapılıyor görüntüsü verilmesidir. Zira raporu hazırlayan komisyon üyelerine uçak bileti ve diğer tüm masrafları oda yönetimince karşılanmış ve lüks otellerde konaklanarak böylesi mükemmel bir rapor hazırlatılmıştır. Oda yönetiminin bu davranışını da meslek kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.
Ancak unutulmamalıdır ki Yangında psikolojik travma geçiren, ağlayan, yaralanan ve eş ve çocuklarını arayarak helalleşen, canını ortaya koyarak yangını daha büyük bir felaket haline gelmeden önleyen meslektaşlarımız, böylesi acılı günlerinde yanlarında olması gereken odalarının kişisel hesaplarla kendilerinin kamuoyu önünde refüze edici bir tavır içinde olmasını büyük bir vefasızlık örneği olarak unutmayacaklardır.
Bu büyük yangında elbette, her vatansever, her orman ve doğasever insanı üzüntüye gark eden kayıplar olmuştur. Ancak yapılan gayretli çalışmalarla zamanında uygulanan karşı ateşlerle 50-100 bin hektarlık orman alanın yanması da önlenmiştir. Söndürme çalışmaları boyunca 160 Km. den fazla şerit açılmış, onlarca yerleşim yeri de yanmaktan kurtarılmıştır. Nihayet gerçekten yanan saha hem CPS ölçümleri hem de uydu görüntüleriyle net olarak ortaya konulmuş ve kamuoyuna duyurulmuştur.
Ülkemizde orman yangınlarıyla mücadelede öncelik helikopterlerden yana olmakta ve her yıl hava araçları kiralama yöntemiyle karşılanmaktadır. OGM tarafından her yıl ocak ayından itibaren başlanan kiralama çalışmalarında uluslararası ticaret ilkeleri ve tüm dünyada artan hava aracı talepleri nedeniyle zaman zaman ciddi darboğazlara düşülmektedir. 2008 yılı da hava aracı temini bakımından zor bir yıl olmuştur. Her yıl yaşanan bu problemi gidermek bakımından Genel Müdürlüğümüz Bakanlığımızla görüş birliği içerisinde Ülkemize diğer amaçlar için alınacak helikopterlerle birlikte orman yangınlarıyla mücadele amaçlı 20 adet helikopter alım yazılarını Savunma Sanayi Müsteşarlığına göndermiştir. Üst düzey bir karar gerektiren bu konunun önümüzdeki dönemde gerçekleşeceğine dair beklentilerimiz devam etmektedir. Buna karşılık yıllık olarak yapılan kiralık hava aracı temin sözleşmelerini 7 yıllık yapabilmek amacıyla 5018 sayılı yasada değişikliğe gidilmiştir. Böylece Genel Müdürlüğümüz yangınla mücadelede kullanılan hava araçlarını bundan böyle 7 yıllık olarak kiralayabilecektir.
Kurum bu yönde ciddi mesafeler alırken ve getirilen öneri ve teklifler esasen yerine getirilmiş olmasına rağmen sırf rapor yazmış olmak adına öneriler yapılmaktadır. Yani kurumun gerisinden olaylar takip edilmekte ve kurum gündemine alınmış konular yeni bir öneriymiş gibi sunulmaktadır. Bunu anlamak gerçekten güçtür. Diğer yandan OGM yıllar önce yangınla mücadelede hava aracı kullanımları için tercihini helikopterler lehine yapmış ve bu yönde uygulanabilir bir konsept geliştirmiştir. Kaldı ki bu uygulama yeni olmayıp 1997 yılından beri bu şekilde devam etmektedir. Oda yönetimi bir meslek örgütü olarak bunları takip etmiyorsa, edemiyorsa bunun sorumlusu idare olamaz. 10 yılık uygulamadan Oda yönetiminin haberi olmalıdır. Bunu da meslektaşların takdirine bırakıyoruz.
Diğer yandan THK ile OGM arasında yıllardan beri çok iyi bir işbirliği uygulamaları vardır. OGM Ülkemizin sahip olduğu hava araçlarından azami derecede yararlanmayı ve sektörün güçlenmesini arzu etmektedir. Bu amaçla THK ve OGM üst düzey yöneticileri mükerrer defa bir araya gelmişler, çözüm arayışları ortaya koymuşlardır. Oda yönetiminin bunlardan da haberi yoktur. İdareye sorma zahmetinde bulunsalardı kendilerine gelinen nokta hakkında elbette bilgi verilirdi. Bahsedilen yasa değişikliği ise çok önceden yapıldığı için kuruma böyle bir eleştiri haksızlık olarak değerlendirilmektedir. Amfibik uçak alımına gelince; bu konu kurumumuzca defalarca tartışılmıştır. Orman Genel Müdürlüğü ve Bakanlık olarak değil T.C Devleti olarak karar verilmesi gereken bir konu olduğu kanaatiyle gerekli raporlar hazırlanarak ilgili mercilere intikal ettirilmiştir. Takdir edilmelidir ki bu uçaklardan 1 adedinin dünya piyasasındaki bugünkü değeri 25 milyon ABD dolarıdır ve sadece Kanada’da üretilmektedir. İlgili raporda helikopter ve uçakların pahalı teknolojiler olduğu dolayısı ile ekonomik ve verimli kullanılmaları konusunda titiz davranılması gerektiği belirtilmekte, ancak bu konuda OGM’nin çalışmaları ve hassasiyetleri bilindiği halde raporda yer verilmemektedir.
6831 sayılı yasanın 30.cu maddesi her ormancının çok iyi bildiği gibi genel üretim ve tahsislerle ilgili hükümleri içermektedir.

Diğer yandan 2004 yılında 6831 sayılı yasada yapılan bir değişiklikle ‘yanan alanlardaki her türlü emval Orman Genel Müdürlüğünce değerlendirilir’ hükmü getirilmiştir. Genel Müdürlüğümüz de bu yasa hükmüne göre 279/ek-5 sayılı tebliği çıkarmış buna göre de ‘Yanan alanlardan elde edilecek ürünler en kısa zamanda ve en iyi şekilde kıymetlendirilmesi için piyasa şartları dikkate alınarak açık artırmalı satış veya tahsisli satış yoluyla pazarlanacaktır’ denilmektedir. OGM bu yasal çerçeve içerisinde yanan alanlardaki değerlendirme yoluna gidecektir. Bu amaçla bu alanlardaki emval için ‘açık artırmalı dikli satış’ yöntemi belirlenmiş ve uygulamalara başlanmıştır.

Yanan sahanın yangına dayanıklı orman kurma anlayışı içerisinde üretilecek odun emvali damgalanarak satışa sunulmaktadır. Bu güne kadar 700 000 m3 dikili olarak satışa sunulmuştur. Kalan emvalde en kısa zamanda üretilerek pazarlanacaktır. 120 Km. yeni yol planlanmış bir aylık süre içerisinde 50 Km. orman yolu yapılmıştır. Halen sahada 13 dozer yol yapımında çalışmaktadır. 6 adet paletli kepçede fidan çukuru açma çalışmalarına devam etmektedir. Üretim işlerinin bitirilmesini müteakip 10 adet dozer daha orman kurma çalışması için sahaya intikal ettirilecektir. Yanan sahanın bitişiğinde büyük bir şantiye kurularak çalışmalar arazide sürdürülmektedir. Sayın oda yöneticileri ve bilimsel uzman arkadaşlar sahayı inceleseler de varsa eksiklikler şimdiden söyleseler yararlı olur iş bittikten sonra eleştiri anlamsız olacaktır.
OMO Yönetiminin, Orman Genel Müdürlüğünün yanan sahalarda neler yaptığını inceletme üzere yeni bir bilimsel ekip oluşturarak sahaya göndermesi çok yararlı olacaktır.
Meslektaşlarımız emin olmalılar ki, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da “sadece eleştireyim de gerisi ne olursa olsun” mantığından fevkalade ötede işler yapılmaktadır.
Orman Genel Müdürlüğünün kendi birikimleri ile “Yanan Alanların Rehabilitasyonu ve Yangına Dirençli Orman Tesisi Projesi –YARDOP” hayata geçirilmiştir.
18 Eylül 2008 tarihinde Antalya’ da kamuoyuna takdim edilen proje ile çalışmalarımız yöre halkı ile, akademisyenlerle, sivil toplum örgütleri ile paylaşılmıştır. Ülkemizin önde gelen sivil toplum örgütü temsilcilerince projemiz ve proje mantığımız “devrim” olarak nitelendirilmiştir.
Bu konudaki tüm gelişmeler http://www.yardop.ogm.gov.tr/ adresinden kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Orman Genel Müdürlüğü bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kamuoyu ile birlikte ve şeffaf şekilde çalışmalarını sürdürecektir.

OGM daha iyi yönetişimi sağlamak ve yasal olarak yapmakla yükümlü olduğu görevleri daha hızlı ve etkin bir biçimde yerine getirebilmeyi temin etmek üzere Merkez ve Taşra teşkilat yapısını sorgulamaktadır. Bu kapsamda Stratejik plan çalışmaları bir fırsat olarak görülmektedir. OGM’nin güçlü olduğu yönleri, zayıf yönleri, fırsat ve tehditler ortaya konulmaktadır. Gündemde olan ve tartışılan konulardan birisi de yangınla mücadele sistemimizdir. Yangınla mücadele sistemimiz özellikle hizmet içi eğitimlerde ve bilimsel platformlarda en çok tartışılan ve öneri getirilen bir konudur. Nitekim bu arayışların bir sonucu olarak 3234 sayılı OGM’nin kuruluş kanunda değişikliğe gidilmesi kararlaştırılmış, bu amaçla daha önce hazırlanan bilimsel raporlar incelenmiş ve en son olarak da OGM bünyesinde bir komisyon kurularak çalışmalara başlanmıştır. Bu çalışmalarda bazı daire başkanlıklarının ayrılması ve bazı yeni birimlerin kurulması tartışılan bir konudur. Hatta konuya ilişkin DPT’ye görüş sorulmuş olup cevabi yazı beklenmektedir.
Hal böyle iken, söz konusu raporda yöneltilen eleştirilerin tamamı OGM gündeminde yer almışken ve hatta bu önerilerin eyleme dönüşmesi için idare tarafından somut adımlar atılmışken odanın bu tür çıkış yapması yapılan iyi işlerde katkısının olduğu yönünde meslek kamuoyuna mesaj vermek istemesi olarak değerlendirilmektedir. Oysa bir meslek örgütünden beklenen yapılan iyi çalışmaların desteklenmesi ve başlatılan yapısal değişiklerin bir an önce sonuçlandırılması yönünde katkı sağlamasıdır.
Diğer yandan unutulmamalıdır ki, Akdeniz havzasında orman yangınlarıyla mücadelede en başarılı ülke Türkiye’dir ve Türkiye bu başarısını aynı zamanda bugünkü teşkilat yapısına da borçludur. Burada temel yaklaşım iyi niyettir. Daha iyi ve olumlu gidişata samimi olarak katkı sağlamaktır. Yoksa başarılı bir yangın organizasyonunda yapısal değişiklikler öneriliyor diyerek eleştirmek de mümkündür. Bu raporda DPT’ye önerilen yapısal değişiklik bahane ederek tam ters yönde bir eleştiri de yapılabilirdi. İyi niyet ortadan kalınca her türlü eleştiriyi yapmak mümkündür.
Ayrıca orman yangınları konusunda yangınla mücadele değil yangın yönetimi anlayışı benimsenmeli deniyor. Adına ister yangınla mücadele deyin isterse yangın yönetimi, OGM yangınla mücadele stratejisini 3 temel esasa dayandırmaktadır.
a. önleme; yani yangın çıkmasına mani olma
b. hızlı ve etkili bir şekilde müdahale etme ve söndürme
c. yanan alanları hızla yeniden ormanlaştırma.
Zaten yangın yönetimi bu stratejinin bir parçasıdır. Yangın yönetimi bunun dışında Kuruma çok şey verecekmiş gibi eleştiri yapılması haksızlık olarak değerlendirilmektedir. Yani adına yangını yönetimi deyince yangınlar daha mı kolay sönecektir anlaşılamamıştır.
Diğer yandan zaman zaman bu öneriler yapılmaktadır. Halen Antalya orman araştırma müdürlüğünde böyle bir uzman grubu fiilen çalışmaktadır. İzmir’deki de bu yönde çalışabilir orijinal bir öneri olmayıp katkı sağlayıcı değildir. Mevcut araştırma müdürlüklerinin zaten bu yönde çalışmaları vardır.
Rapor kendi içinde çelişkilerle doludur. Raporun 9.maddesinde karşı ateş tekniğinin işlevsel hale getirilemediğinden bahsedilirken 10.madde başka bir eleştiri yapmak amacıyla da olsa önleyici karşı ateşlerin yapıldığı ve yararlı olduğu gözlenmiştir denilmektedir.
Yangının sönmesinden 20 gün sonra sahaya gidenlerin nasıl böyle bir olayı gözlemledikleri ise düşündürücüdür.
Bu ve birçok benzer nedenlerle raporun ağırlıklı olarak halen görev başında bulunmayan yahut orman yangınlarında hiç görev almamış bazı meslektaşlarımızın ifadelerine dayanarak hazırlandığı kanaatine varılmıştır. Ayrıca aşırı rüzgar, kötü hava şartları nedeniyle yangının büyüdüğü ve doğal bir afet haline geldiğinden bahsedilmektedir. Diğer yandan bu insan gücünü aşan afet durumunda yerleşim yerlerinin tehdit altında kaldığı ve bu nedenle yangın davranışlarının tahmin edilmesi ve karşı ateş uygulamalarının sağlıklı yapılamadığı eleştirilmektedir.
Bu olumsuz şartlarda bile neler yapıldığı ya sorulmalı ya izlenmeliydi, var sayımlar üzerine kurgu yaprak eleştiride bulunmak hiç hoş değildir. Yangın süresince onlarca kez karşı ateş uygulamaları yapılmış, pek çok yerleşim yeri bu sayede yanmaktan kurtarılmıştır. Karşı ateş vermenin özel şartları ve zamanı vardır. Bunlar hesap edilerek yeri ve zamanı uygun hale geldiğinde karşı ateş uygulamasından yeterince yararlanılmıştır. Bilgilenmek isteyenlere görüntülü belge ve tatmin edici bilgi verilebilir.
Bütün yaşananların bilinmesi ve iyi analiz edilmesi ancak yangın sırasında mahallinde bulunmakla ve bu olayları bizzat yaşamakla mümkün olabilir. Yangından 20 gün sonra tahmini bir rapor hazırlanarak meslek kamuoyunun vicdanı ancak bu kadar yaralanabilirdi.

Diğer yandan yangınla mücadelede kullanılan iş makineleri ve arazozler tehdit altındaki köylere kaydırılmıştır. Doğal olarak yangınla mücadele ekipleri ya köyleri ya da yanan ormanı kurtarma gibi zor bir tercihle karşı karşıya kalmışlardır. Bu nedenle çoğu kez çalışmalar köylere yoğunlaştırılmıştır.
OGM’nin en öncelik verdiği konu orman yangınları ve eğitim konusudur. Orman yangınlarında ise en öncelikli konu yine işçi ve teknik elemanların eğitimdir. Bu gerçeklik Oda Yönetimince de çok iyi bilinmektedir. Buna rağmen sanki eğitimlerde ihmal varmış veya yeterince ciddiye alınmıyormuş gibi raporda ifade edilmesi tam bir talihsizliktir. Bu maddede getirilen önerilerin hemen hemen tamamı meslektaşlarımızın hizmet içi eğitimlerde tartıştığı konulardır. Bunu meslek kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz.
OGM, yalnızca Antalya bölgesinde değil bütün yangına hassas bölgelerde her yıl düzenli olarak ve yasa gereği yangın öncesi her türlü tedbiri almaktadır. Üzücü olan rapor hazırlanırken alınan bu tedbirlerin neler olduğunun idareye sorulmamış olmasıdır. Genel Müdürlük yetkililerine sorulmadığı gibi Antalya Bölge Müdürlüğü yetkililerine de sorulmamıştır. Bu anlamda oda yönetimi objektif bir tavır ortaya koyma iradesini gösterememiştir. Nitekim geniş meslek mensupları tarafından da bu raporun art niyetli düşüncelerle hazırlandığı ifade edilmiştir. Böylece oda yönetimi güven kaybı ile birlikte bütün meslektaşları kucaklama misyonunu da kaybetmiş görünmektedir. Zira oda yönetimi değişik bölgelerde meydana gelen olaylarla ilgili aynı mesleki duyarlılığı göstermesi gerekirken farklı davranış sergileyerek meslektaş ayrımcılığına gitmek suretiyle son derece tehlikeli bir yola girmiş görünmektedir. Meslektaşlar arasında uzun süredir tesis edilmeye çalışılan birlik beraberlik ruhu sabote edilmeye çalışılmaktadır.

Önerilere gelince;
a) Bölge ormanlarının sıklık bakımları yapılmış olup, yangın yol ve şeritlerinin temizliği de yangın sezonundan önce tamamlanmıştır.
b) ENH altı düzenli olarak TEDAŞ’a yaptırılmaktadır. Bu konuda ilgili kurum periyodik olarak uyarılmakta ve takip edilmektedir.
c) Bütün yangın görmüş alanlarda geç tutuşan veya yanması diğer türlere göre daha yavaş olan bitki türleri ile yeşil kuşaklar oluşturulması uygulamaları Orman Teşkilatının ve Türk Ormancısının uzun yıllar yaptığı bir uygulamadır. Yangın havuz ve göletlerinin yapımı konusundaki çalışmalar takdir edilmesi gereken konulardır.
Bu eleştiri bilgisizlikten yapılmış olamaz, bu nedenle tamamen talihsizliktir ve kasıtlıdır. Zira burada OGM’nin gücünü aşan bir afetin yaşandığı, böyle bir afettin altında OGM’nin kendi imkânlarıyla kalkamayacağı vurgulanmaktadır. Eğer bu ifade doğru ve samimi kabul edilirse Kuruma yöneltilen tüm eleştiriler tamamen anlamsızlaşmaktadır. Diğer yandan Kurumun yanan alanlarla ilgili yeniden ormanlaştırma stratejisinin neler olduğu sorulmadan peşin hükümlü eleştiriler yöneltilmektedir. Bu alanların derhal ormanlaştırılacağına dair açıklama bile belli ki Oda yönetimini rahatsız etmiş görünmektedir. Oysa bu açıklama ülkemiz, teşkilatımız ve meslektaşlar adına sevinilecek bir durumdur. Daha kurumun nasıl bir yol izleyeceği belli olmadan veya neler yapacağı açıklanmadan, Kurumun gelecekte yapacağı işlerle hayali eleştiriler yapılması iyi niyetten uzaktır.

Elbette AGM yetkilileri ile de müzakereler yapılacaktır. Ancak yasal çerçevenin de göz önünde bulundurulması bir zorunluluktur. Zira aynı Bakanlık çatısı altında iki mesleki kuruluşun görüş alışverişinden daha doğal ne olabilir ki? Burada da önyargılı bir tutum sezilmektedir. Rapor daha çok dinlemeye ve yönlendirmeye dayalı hazırlandığı için daha çok OGM itham altında ve su-i zan altında bırakılmaya çalışılmıştır.
Getirilen öneriler ise; her bir öneri ‘yangın görmüş alanlarda yeniden orman kurma çalışmalarında belirlenen esaslar’ çerçevesinde yapılmış önerilerdir. Zaten OGM’nin hazırlıklarını bitirerek kamuoyunun beğenisine sunduğu YARDOP uygulanmaya da başlanmıştır.
Öyle anlaşılıyor ki OMO yönetimi ve Saygıdeğer eleştiri gurubu Orman Genel Müdürlüğünü gücünü neler yapmakta olduğunu neleri yapabileceğini bilmiyorlar. OGM bu yıl 300 000 Hektar orman kurma çalışmasını bitirmek üzeredir. Buna 15.000 hektar ilave etmek çok kolaydır. Parasal kaynağa ihtiyacı yoktur. Teknik elaman ve bilgiye muhtaç değildir. Aslında yanan saha yangın riski taşıyan ülkeler konjöktüründe çok büyük rakam ifade etmemektedir.
Raporun sonuç bölümünde ‘raporun kamuoyuyla paylaşılması, önerilerimizin dikkate alınması için Çevre ve Orman Bakanlığına, Diğer Bakanlıklara Orman Genel Müdürlüğüne ve Odanın uygun göreceği diğer mercilere gönderilmesi, ülkemize ve ormancılığımıza hayırlı olması temennisiyle tarafımızdan tanzim edilmiştir.’ Denilmektedir.
Oysa meslek odalarının geleneklerinde mesleki konuların kamuoyu veya medya ile paylaşılması yerine ilgili mesleğin Kurumları ile paylaşılması vardır. OMO’nın ise bu tür mesleki konularda hazırlanan raporları medya ile paylaşma geleneği hiç yoktur. Bu durumda odadan beklenen makul davranış; böyle bir raporun medyayla paylaşmaktan ziyade yönetime bizzat takdim etmek ve önerilerin uygulanmasını takip etmek olacaktır.
- Raporda adı geçen uzman ve bilim adamlarının yangın devam ederken varsa bilgi ve deneyimlerini neden yangın sürerken değil de yangın bittikten sonra medyaya açıkladıkları,
- İdarenin son yıllarda yaptığı araç, gereç ve donanım alımları ile teknoloji kullanımlarından neden hiç bahsedilmediği veya yapılan bir tek olumlu şeyin bile raporda geçmediği,
- Meslek odalarının mesleki konularda rapor, inceleme ve araştırma vs. yapması veya yaptırması son derece doğaldır. Ancak meslek odalarının geleneğinde hazırlanan bu raporların idare ile paylaşılması ve uygulamaya aktarılması beklenirken veya yönetime katkı ve değer sağlaması esas iken, idare dışında öncelikle medya ile paylaşılması,
- Yangınla mücadele çalışmalarında yaralanan veya şehit düşen meslektaşlarımıza yıllardır konuşulan ancak bir türlü sağlanamayan yangın tazminatından bahsedilmemektedir. Diğer yandan yine zorlu süreçlerden sonra sağlanan ‘fazla mesai’ uygulamaları takdir edilmesi gereken konular olması gerekirken hiç bahsedilmemesi, bunlardan ötesi idare 7 aylık olan bu fazla mesai uygulamalarını 1 yıla çıkarma uğraşıları verirken ve oda yönetimince bu çalışmaların desteklenmesi gerekirken, odanın gündeminde başka şeylerin yer olmasını meslektaşlarımızın takdirine bırakıyoruz. Hiçbir ayrıntıyı ihmal etmeyen oda yönetimi bunca önerinin içinde meslektaşlarının mücadele ve çalışma azmini motive edecek tek bir söz söylememesini de yine meslektaşların takdirine bırakıyoruz.
- Yangınla mücadelede çalışanlara sağlanan araç gereç ve donanımların ülkemiz ve teşkilatımız imkânları ölçüsünde hızla giderilmeye çalışıldığında hiç söz edilmiyor.
- Getirilen birçok önerinin kurum tarafından fiilen uygulanan veya halen uygulamakta olunan öneriler olduğu görmezlikten geliniyor.
Elbette kuruma, yöneticilere ve siyasi mekanizmaya eleştirilerin yöneltilmesi kaçınılmazdır. Bu tür davranışlar demokratik bir tavır içerisinde anlayışla karşılanmalı, daha da ötesinde hazmedilmelidir.
Bu çerçevede zaman zaman sivil toplum kuruluşları ki -buna OMO da dâhildir- idareleri eleştirmemekle ve hatta yakın olmakla suçlanmaktadır. Bir sivil toplum kuruluşu için bu durum hiç arzu edilmez. Bu psikolojik durumu anlamak mümkün…
Ancak orman yangınları gibi son derece hassas bir konuda ve üstelik bulunduğu coğrafyada fevkalade başarılı bir kurum ve mensupları hiç hak etmediği şekilde suçlanırsa geliştirdiği savunma refleksini de anlamak gerekir.
Nitekim elbette yaşanan bu afetten çıkarılacak oldukça çok dersler olacaktır. Yaşanan aksaklıkların eleştirilmesi ve bir daha aynı olumsuzlukların yaşanmaması bakımından değişik çevrelerden eleştirilerin yapılması kadar doğal bir şey olamaz. Ancak eleştiriler yerini ve karşılığını bulmalı, yapılan iyi şeylerin de hakkı teslim edilmelidir. Ayrıca kamuoyu veya medya ile paylaşılma yöntemlerine de dikkat edilmelidir. Kişisel kaygılarla ve haksız gerekçelerle kurumlar ve meslektaşlar yıpratılmamalıdır.
Sonuç olarak oda yönetimi bu raporla objektif bir tavır ortaya koyma iradesini gösterememiştir.
En basitinden teşkilatımızı “kamuoyunu yanıltmakla” diğer bir ifadeyle yalancılıkla suçladığı yangın rakamları hakkında, konunun uzmanı ve teknik gereklere sahip “İstanbul Teknik Üniversitesi Uydu Haberleşmesi ve Uzaktan Algılama Merkezi”nin açıklamasından sonra “medeni cesaret göstererek özür dilemesini” ve bunu kamuoyuna deklare etmesini bekliyoruz.
Odanın bundan sonra objektif çizgide kalınıp kalınamayacağını ise zaman gösterecektir. Ciddi emek ve para harcanarak hazırlanan/hazırlattırılan böyle raporların, bilimsel, objektif, katkı sağlayıcı ve yol gösterici olmalıydı.
Bundan sonra OMO’ nın düzenleyeceği bu tip raporlarda meslektaşlarımızı kamuoyu önünde rencide etmeyecek daha yapıcı ve yol gösterici bir yöntem izlemesini diliyoruz.
İlgililerin ve meslek kamuoyumuzun tadirlerine arz olunur.
Orman Genel Müdürlüğü